Kayıtlar

tasfiye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Afrin Düşmeyecek!

Afrin düştü. Türk Silahlı Kuvvetleri bu sabah yaptığı açıklamada Afrin şehir merkezinin kontrol altına alındığını duyurdu. Basın bildirisinde taş yapılı bir belediye meclisi binasının tepesinde Türk bayrağını öpüp alnına götüren, otomatik piyade tüfeklerini halk meclisinin damından Afrin şehrine doğrultmuş Türk askerlerinin imajları kullanılıyordu. 20 Ocak’ta başlayan ve adını Afrin kantonunun bereketli topraklarında yetişen ve iç savaş başladıktan sonra imalatı Halep’ten bu havzaya kayan yağ ve sabun imalatında kullanılan zeytin ağaçlarından alan silahlı operasyon böylelikle tamamlanmış sayılıyordu. Peki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Özgür Suriye Ordusu ve ona bağlı Selefi eğilimli mücahitlerle giriştiği bu operasyon gerçekten de Afrin kantonunu düşürmüş müydü? Rahmetli Suphi Nejat KCK operasyonlarında gözaltına alındığında, onu Boğaziçili bir sosyolog olarak savunup aklamaya çalışmamıza çok içerlemişti. Üyesi olduğu iddiasıyla derdest edildiği KCK’nin Türkiye’nin içinde olduğu yö...

Meteorlar

Meteorlar (Trailer) from Gürcan Keltek on Vimeo . Gürcan'ı pek çoğumuz rafine işi Koloni ile tanısak da esasen ilk filmi Fazlamesai ile özgünlüğünü ve sinemaya yaklaşımını olanca samimiyetiyle ortaya koymuştu. Bu çizgi doğrultusunda Meteorlar'ı  yüksek bir beklentiyle seyrrettim Locarno prömiyerine paralel. Sanırım hayalkırıklığımda bir parça bunun da etkisi var. Film, adı ve fragmanıyla bir parça Kutluğ Ataman'ın Aya Yolculuk'ta yaptığı türden bir takım muziplikleri yahut Guzman'vari çok katmanlı bir meta-epiği (Sedef Düğme) çağrıştırsa da bunların hiçbirine yaklaşmıyor. Meteorlar, Türkiye'nin en uzun yılı, yahut henüz bitmemiş olan sonbahar' ı üzerine, buluntu filmlerden bir derleme. Daha doğrusu film, bulduğunu iddia ediyor. Mevzuya göbekten girersek Meteorlar, Kürdistan'daki kanlı savaşın medyaya, özelde de Kürt medyasına yansıyan görüntüleri üzerine inşa edilmiş. Jeneriğe dikkatle baktığınızda bölgede ANF ve DİHA için görüntü üreten pek ç...

Bir Kez Daha: İslamcı Pragmatizmin İflası

Türkiye Kürdistan'dan Lazona'ya devasa bir taziye evi, memleketin dört bir yanında cenazeler toprağa veriliyor ve sevdiklerini, yakınlarını kaybedenler hep bir ağızdan haykırıyorlar; "Katil Erdoğan". Çok tuhaf, çok trajik. Erdoğan, Evren'in, Demirel'in, Çiller'in hatta Mustafa Kemal'in yahut Menderes'in yapmadığı neyi yapmış, başarmış olabilir ki bu sıfatı hak etsin? Daha doğrusu, insanlara ne oluyor, canları nasıl yanıyor ki Türkiye siyasi tarihinde -benim bildiğim kadarıyla- hiçbir siyasi liderin çekmediği bir öfkeyi, nefreti ve kini bünyesinde topluyor. Bunun haklılığı ve haksızlığını değil, insanların neden böyle hissettiğini, nasıl bir acının bunu doğurduğunu tartışmak niyetim.  Nokta Dergisi'nde AKP'nin seçim stratejisinin tartışıldığı bir toplantının tutanağı olduğu iddia edilen bir haber yayınlandı. Eğer doğruysa bence çok da ilginç olmayan, malumun ilamı kabilinden beyanatlarla dolu, daha ziyade üç beş puan için atılabilecek ta...

reçel düşmanlığı: yeni türkiye'den mizojini manzaraları

önden: bu yazı nihayetinde kadınlar tarafından edilmiş sözlere dair erkek bir kelam, tüm proto-feminizan kaygılarına rağmen. bundan ötürü yerden yere vurulabilir. öte yandan çoğumuzun gıcık olduğu üzere reçel'i belirli bir yerden, belirli kriterlere göre, belirli bir kategoriye konumlandıran, hatta tarife cüret eden bir mahreçle yazıldı. buraya da abanmak serbest. nihayetinde yazarın çıkış noktası, hepimizin nefes almaya çalıştığı, sınırları bize dar gelen bir müslüman mahallesinde yaşıyor ve yazıyor olduğumuz. yazının islamcılıkla ilgili saplantısı, biraz da bu ne onunla ne de onsuz, kopamadığımız makus tarihimizden mütevellit. buna da gıcık olmak, aparkat vurmak, kafa atmak serbest. kimliksiz yorum yazmak yassah. reçel blog, dücane cündioğlu'nun müslüman kadınlara yönelik bir kritiğinden ilham alarak adı konmuş, kadınca bir söz mecraı. benzerlerinden farkı, müslüman kadınların hikayelerine daha fazla değiyor oluşu, yahut benzer mecralarda görünürlüğü az olan müslüman kadın...

28 Şubat'tan anladığım

epey olmuş. çocuktum. şimdi ihtiyar bir delikanlıyım. henüz okula başlamıştım. şimdi üniversite mezunuyum. epey oldu yani.  genelde bugün beyazıt meydanında filan idrak edilir. yahut salon toplantılarında. bu yılın trendy mekanı haliç kongre merkeziydi. bense boğaziçi üniversitesi'nde rızıklarını, hayatlarını temin ettikleri zeytin ağaçları, termik santral müteahhiti kolin aş tarafından tıpkı israil filimlerindeki gibi sökülen yırca'lı köylüleri dinledim. evet günün anlam ve önemine uygun bir etkinlik değildi. ama benim anlam ve önemim bu, yani önemli bulup anlam verdiğim. laf olsun diye birşeyler yazmak niyetinde değilim, ama bugünü bence çok daha güzel kılan şey şu oldu. abdullah öcalan " Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken, demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müşterekin sağlandığı ilkelerde, silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya ...

Özgüven patlamasına değil özeleştiriye muhtacız!

2012 güzünde, Boğaziçi'nde islamcılık ve özeleştiri pratiklerini merkeze alan bir atölye çalışması gerçekleştirmiş, Mehmet Efe'nin Mızraksız İlmihal'i merkezinde eleştiri ve özeleştiri literatürü üzerine konuşmuştuk. İsmail Kılıçarslan'ın geçen ay sonu yazdığı Çok sıkıldım başlıklı metin, gadre uğramış bir (öz)eleştiri denemesi olarak bu tartışmanın devamıyla okunabilir mahiyette bir aks-i seda yarattı. AKP İzmir Gençlik Kolları Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Uğur Geyik Biz Daha Çok Sıkıldık başlıklı bir cevapla, Kılıçarslan'ın eleştirdiği hemen tüm meseleleri savundu ve "titreyin ve kendinize gelin" diyerek fuatavni raconu çekti. Cemile Bayraktar topuk pasını kaçırmayarak kendi kişisel kırgınlıklarını masaya döküp tartışmayı başka bir köşeye şutladı.  Aslında Kılıçarslan'ın bu mahiyetteki yazıları yeni değil, seçimlerin hemen akabinde Küs değil kırgınız başlıklı yazısında da AKP'nin dikotomik politikalarını ve kalkınma siyasetini eleştirmiş...

17 Aralık: Pragmatizmin İflası

17 Aralık operasyonu gümbür gümbür geldi geçti. 2007'de Ergenekon operasyondan itibaren gayrinizami harp esaslarıyla yürütülen, demokratik ve adil olmayan bir yargılama daha doğrusu siyasal tasfiye sistemin sonunda döndü dolaştı yaratıcısını vurdu. 2006'da AKP'nin toplumsal muhalefete karşı çıkardığı TMK ve güya DGM'leri kapatıp kurduğu ÖYM'ler döndü, MİT müsteşarını, bakanları ve Başbakan'ı takip etmeye, dinlemeye ve hatta tutuklamaya imkan verdi. Denetimsiz güç, sahibini zehirledi. TMK'nın yol açtığı korkunç sonuçlara, kararttığı ve hatta imha ettiği hayatlara AKP'li yıllarda hep beraber tanıklık ettik. İslamcılar, muhafazakarlar, sağcılar (bugünlerde boykot edilen bir takım) istisnalar dışında bu duruma kulak tıkamakla yetindiler. Göz yumdukları zulüm, kendi kapılarını çaldığındaysa feryat figan gökleri tuttu. Tuttu tutmasına da tehlike geçince aynı tas aynı hamam, merkezi iktidar, denetimsiz güç, antidemokratik siyaset ve yönetim tam gaz devam ediyo...