Kayıtlar

Kaza ve Kadere İman

Resim
  Her maden kazasından sonra siyasetçilerin, sorumluların, işverenin muhakkak telaffuz ettiği bir kelime vardır; “Kader”. Yaşanan ölümlerin“kaza” olarak adlandırılması kadar, vakanın “kader” kavramıyla açıklanması da , sekülerlik iddiasındaki siyasal ve iktisadi bir rejim açısından manidar olsa gerek. Rızanın ancak bu şekilde üretilebiliyor oluşu, işçilerin, halkın ancak bu dil ile sistemin vaadine ikna edilebilmesi, İslami kodların bu toprakların siyasasındaki işlevine, dolaşımına ve kullanım biçimlerine dair önemli ipuçları vermektedir. İslam itikadında hayat ve ölüm irade kavramıyla açıklanır. İrade ise ikiye ayrılır, külli irade yani Allah’a has ve mahsus olan kudret, tüm yaratılmışlara ve kainata dair mutlak kuvvet; bir de cüzi irade yani yaratılmışın, kulun, mümin öznenin kendi tercih ve takdiriyle şekillenen fiillerdir. Maden ölümlerinden itikad bahsine nerden sıçradık diye sormayın. Zira mevzu tam da bir itikad meselesi etrafında dönüyor.   Modernizm duygu ...

Karşılaşmalar

"Karşılaşmalar", bgst 2013 from bgst - tiyatro boğaziçi on Vimeo . baştan ikaz etmekte fayda var. tiyatro bilgim yok, seyrim de mahdut. liseden beri girdiğim orucu geçen sene KREK vesilesiyle bozmuş, arada kaza kabilinde bir iki girişimden de ağzımda bozuk bir tatla ayrılmış idim. bu oyuna alakam da büo ve bgst prodüksiyonlarıan ilgimden değil, Müslümanlara ve İslamlıklara dair temsillere safiyane hasretimden kaynaklı bir tavırdı. festival kataloglarında adına rastladığım ortadoğulu yönetmenlere "ha bu da bizdendir" diye iştiyakla yaklaşmam gibi birşey yani. bu hüsn-ü niyetimin hikayesi de aşağıda. "Karşılaşmalar" bir tarihyazımı denemesi. memleketin son senelik ahvaline, aktörlerine dair bir resim. eski ve yeni cumhuriyetlere dair bir perspektif. fena sayılmayacak bir senaryo, yetersiz bir sahneleme, vasatı aşmayan oyunculuklar ve kötü kareografilerden mürekkep bir oyun. bgst, kültürel çoğulculuğa iman etmiş, mevcut kadro ve birikimiyle buradan yü...

hisara selam olsun

Resim
  foto: muhammed cihad caner peygamber efendimiz "aranızda selamı yayınız" demiş. cümleye selamla başlar, selamla bitiririz ondan mütevellit. olayımız selam, selamet. teslim olmak, salim olmak buralardan gelir hep. nerdeyse yedi sene olmuş buralara gelip gideli, 559C'yi ev belleyeli. alışması güç oldu, ayrılması da güç olacak, zaman alacak. geçen yılları, yaşananları ve hiç olmayanları kelimelere dökmek epey zor. benim naçizane arzum, son dersime girerek fiilen bitirdiğim talebelik hayatım dair şimdinin heyecanı ve hissiyatlarıyla bir not düşmek ve selam çakmak sadece. beraber yaşadıklarımız, eylediklerimiz, kederlendiklerimiz, düşlediklerimiz, öfkelendiklerimiz, neşelendiklerimiz, sövdüklerimiz, ürattiklerimiz, düşlediklerimiz, tükettiklerimiz, yediklerimiz, konuştuklarımız, savaştıklarımız, içtiklerimiz, hissetiklerimiz için hepinize çok şey borçluyum, müteşekkirim. benim için çok dönüştürücü, öğretici, ufuk açıcı bir macera oldu. zor oldu, haşin oldu....

Buluştuğumuz yer burası*

Resim
Dokuz yaşındaydım. Annemin elini sımsıkı tutmuş Beyazıt’tan Aksaray’a doğru akan binlerce başörtülü ablanın arasında düşe kalka ilerlemeye çalışırken, Laleli’de Edebiyat Fakültesi’nin avlusundaki devrimci ağabeylerin,  ablaların su sloganı hala kulaklarımda çınlar: 'Zulme karşı omuz omuza!' Aradan beş yıl geçti. Liseye başladım. 28 Şubat’ın fırtınalı günleri henüz dinmiş, iktidara yeni gelen AKP Irak’a Amerikan askeri geçişini onaylayacak tezkereyle cebelleşmekteydi. O zamanlar her ne hikmetse Irak’lı kardeşlerinin yanında saf tutmasını beklediğim Müslümanlar istisnalar haricinde savaşı televizyonlardan izlemekle yetinirken, meydanları dolduranlar bir avuç solcu, devrimci, antiemperyalistten ibaretti.  “Mü’min olmayanları dost edinmeyiniz” öğütlenmişken bize, ben nedense safımı onlardan, meydanlarda olanlardan yana seçmiştim. Hak ve adalet mücadelesinde mü’min olmasalar da, salim olan, selametten yana olanlarla buluştuğumuz yerin burası olduğun işte o zaman ö...

mescid meselesi

Resim
Kampanyada kullanılan bir görsel , İllüstrasyon: M erve Ç irişoğlu -islamcı gençlik-ml politbüro III nolu durum raporudur yine yeni yeniden bir mescid kampanyası daha başlatıldı. bu boğaziçinin gördüğü ilk süreç olmadığı gibi, muhtemelen sonuncusu da olmayacak. senaryonun tanıdıklığı, tekerrürün ayniyeti bizi daha keskin ve katı bir tutum almaya mecbur ediyor. 2008'deki henüz özgür olmadık bildirisi, mağduriyetten muktedirliği geçiş sürecinde, mağdur pozisyonun terkine karşın, hak ve adalet mücadelesinde "herkes için" şiarının yitirilmediğine dair bir beyan, mütevazı bir iddia idi. o zamandan bu yana başörtüsü yasağının üniversiteler nezdinde tedrici-fiili tasfiyesi türkiyeli müslümanların en temel, sembolik ve yakıcı sorununu da ortadan kaldırmış oldu. AKP iktidarının hegemonik temelleri, siyasal iddiadan vazgeçiş ve kültürel taleplere yöneliş ekseninde olduğundan kamuda başörtüsü talebi first ladylerimizin tesettürüyle yetineceğimiz bir fanteziye dönüştü. bu d...

tasarım bienali

iksv tasarıma da el attığında heyecanlandıydım. iki yıl boyunca birsürü toplantı ve etkinlik yapıldı, starlar getirildi, hazırlık çalıştayları düzenlendi. bienal geldi çattı. giderayak bileti de yakmadan nihayet görebildik. tabii sadece adhokrasi ve musibet sergilerini, şehrin binbir yanına dağılmış etkinlikleri takip etmek biraz zor. sergilerden edindiğim intiba üzeribe üçbeş kelam edeyim, bu da cumartesi hatıramız olsun. musibet sergisi, ağırlıkla kentsel dönüşüm ve müdahaleler ekseninde kurgulanmış bir sergi. tasarımın şehir planlaması boyutunu ele almış ve katılım mekanizmalarını sorgulamış. bence mesele tasarımı tartışmak için epey alengirli, tarihsiz bir yerden konuşabilecek bir mevzu da değil, ki sergi böyle. janjanlı, hit işler var. neoliberalizm-akp ilişkisini mahyaya indirgeyen süper devyolcu kafalarda zekilikler, sulukule ağıtları, çirkin kent edebiyatı, hafriyat manzaraları var. fakat hiçbiri niye halkımın kasımpaşasında değil, niye benim milletim güle oynaya TOKİye koşu...

mezopotamya ekspresi

Resim
kitabı daha biyografi bir metin beklentisiyle alıp okudum. fakat açıkçası metin çandar'ın hakkındaki andıçlamaya dair uzun bir siyasi savunma olarak yazılmış. biyografik birikimini de burada avantaja çeviren çandar, metni bir hatıra şeklinde sunsa da pek çok detay metnin temel meselesini ortaya koyuyor. çandar'ın "eleman" olduğuna dair iddialar için de çok malzeme var. PDA kökeni, özal danışmanlığı, bilimum kritik görüşmedeki kilik fonksiyonu her komplocu zihnin ağzını sulandıracak cinsten. metindeki ciddi bir özal vurgusu var. güney kürdistan'la ilk ilişkilerin kurulması ve TC'nin yönetim paradigmasının değişimi meselesi önemli. dolayısıyla 10 senelik AKP devrimini aslında ölü doğan özal projesinin tamamlanması olarak da görmek mümkün. darbenin başbakanı olarak gelip dönüştürücü bir güce dönüşümü de enteresan. özellikle köşke çıkışından itibaren demirel'e ve orduya rağmen üstlendiği rol ve son süreçte kürt meselesinin çözümünde nerdeyse canı pahas...