Kayıtlar

reçel düşmanlığı: yeni türkiye'den mizojini manzaraları

önden: bu yazı nihayetinde kadınlar tarafından edilmiş sözlere dair erkek bir kelam, tüm proto-feminizan kaygılarına rağmen. bundan ötürü yerden yere vurulabilir. öte yandan çoğumuzun gıcık olduğu üzere reçel'i belirli bir yerden, belirli kriterlere göre, belirli bir kategoriye konumlandıran, hatta tarife cüret eden bir mahreçle yazıldı. buraya da abanmak serbest. nihayetinde yazarın çıkış noktası, hepimizin nefes almaya çalıştığı, sınırları bize dar gelen bir müslüman mahallesinde yaşıyor ve yazıyor olduğumuz. yazının islamcılıkla ilgili saplantısı, biraz da bu ne onunla ne de onsuz, kopamadığımız makus tarihimizden mütevellit. buna da gıcık olmak, aparkat vurmak, kafa atmak serbest. kimliksiz yorum yazmak yassah. reçel blog, dücane cündioğlu'nun müslüman kadınlara yönelik bir kritiğinden ilham alarak adı konmuş, kadınca bir söz mecraı. benzerlerinden farkı, müslüman kadınların hikayelerine daha fazla değiyor oluşu, yahut benzer mecralarda görünürlüğü az olan müslüman kadın...

28 Şubat'tan anladığım

epey olmuş. çocuktum. şimdi ihtiyar bir delikanlıyım. henüz okula başlamıştım. şimdi üniversite mezunuyum. epey oldu yani.  genelde bugün beyazıt meydanında filan idrak edilir. yahut salon toplantılarında. bu yılın trendy mekanı haliç kongre merkeziydi. bense boğaziçi üniversitesi'nde rızıklarını, hayatlarını temin ettikleri zeytin ağaçları, termik santral müteahhiti kolin aş tarafından tıpkı israil filimlerindeki gibi sökülen yırca'lı köylüleri dinledim. evet günün anlam ve önemine uygun bir etkinlik değildi. ama benim anlam ve önemim bu, yani önemli bulup anlam verdiğim. laf olsun diye birşeyler yazmak niyetinde değilim, ama bugünü bence çok daha güzel kılan şey şu oldu. abdullah öcalan " Bu 30 yıllık çatışma sürecini kalıcı barışa götürürken, demokratik bir çözüme ulaşmak temel hedefimizdir. Asgari müşterekin sağlandığı ilkelerde, silahlı mücadeleyi bırakma temelinde, stratejik ve tarihi kararı vermek için PKK’yı bahar aylarında olağanüstü kongreyi toplamaya ...

Fehér Isten: Hepimiz Kardeş Miyiz?

Fehér Isten  seyirciyi ters köşeye yatıran, farklı janrları ustaca harmanlayan başarılı bir çağdaş fabl denemesi. Türcülük tartışmasını cesur bir şekilde perdeyen taşıyan bir filmin biçimsel olarak cross-genre (türlerarası) bir hüviyete bürünmesi özgün bir sinematografi vaad ediyor. Fehér Isten 'i özgün kılan en önemli özellik, türdeş olduğu Lassie, Özgür (!) Willy vb. filmlerin aksine hayvanatı edilgen olmaktan çıkararak filmde gerçek bir karaktere, faile dönüştürmesi. Film bu manada türcü hegemonyayı altüst ederek insan ve hayvan kategorilerinin yapısökümünü icra ederken, hayvan barınakları, okul ve aile üçgeninde farklı kapatılmak ve disiplin pratiklerini de tartışmaya açıyor. Film klasik bir teenage dramı olarak başlayıp hayvanlı filmlerin tüm klişelerini dizdikten sonra birden bire hayvanlar aleminin, yahut insan türünün ezdiği, sömürdüğü, katlettiği bir "sınıf"ın efendisinden intikama, hürriyetini kazanmaya yönelik başkaldırısına tanıklık eden bir tür Cezayir Sa...

İki Gün Bir Gece ve sonrası...

Resim
önce kaza, sonra set derken neredeyse 6 aydır salonlardan uzak kalmışız. döner dönmez vurduk kendimizi karanlık dergahımıza. seyreyleyelim hayal perdesini... Dardenne biraderlerin kararında bir işçi sınıfı güzellemesi olan İki Gün Bir Gece neoliberal düzende sınıfdaşlarıyla kazançları arasında bir tercihe zorlanan küçük bir atölyenin on iki işçisiyle, depresyon tedafisinden yeni çıkmış, evli ve iki çocuk annesi ve ev kredisinin borçlusu Sandra'nın hikayesini anlatıyor, tabii her Dardenne hikayesinde olduğu gibi insanı gerim gerim geren dramatik bir gerilimle. Sandra'nın hali hakikaten harap, yaşamaya mecali yok, kocası zar zor onu ayakta tutuyor, ama işte bir gayret cuma'dan pazartesi sabahına kadar kapı kapı gezip iş arkadaşlarını alacakları 1000 euro ikramiye yerine, onun işte kalmasını tercihe ikna etmeye çalışıyor. işinden olmamak için adeta vicdan sömürüsü yapmak, hepsi de gayet bu ikramiyeye ihtiyaç duyan arkadaşlarını fedakarlık yapmaya zorlamak zorundadır. başk...

Prolog 12: Şeyda Hacızade

Şeyda Hacızade aslında bir kemençe ustası. Klasik Türk musikisi sazlarından kemençe yapımı eğitim ve icazeti almış. Ne var ki üniversite sonrasındaki arayışları bir gün onu kuklacılıkla karşılaştırmış. Bunda okulda aldığı farklı disiplin derslerinin de etkisi var. Tıpkı İsmet Terzi gibi biraz kendi kendinin ustası, metodu, öğreticisi olarak çalışmış Hacızade. Bizi misafir ettiği Galata'daki şirin atölyesinde, eski zamanlardan kalma bir üretim biçimini sabır ve inatla sürdürüyor... 

Özgüven patlamasına değil özeleştiriye muhtacız!

2012 güzünde, Boğaziçi'nde islamcılık ve özeleştiri pratiklerini merkeze alan bir atölye çalışması gerçekleştirmiş, Mehmet Efe'nin Mızraksız İlmihal'i merkezinde eleştiri ve özeleştiri literatürü üzerine konuşmuştuk. İsmail Kılıçarslan'ın geçen ay sonu yazdığı Çok sıkıldım başlıklı metin, gadre uğramış bir (öz)eleştiri denemesi olarak bu tartışmanın devamıyla okunabilir mahiyette bir aks-i seda yarattı. AKP İzmir Gençlik Kolları Siyasi ve Hukuki İşler Başkanı Uğur Geyik Biz Daha Çok Sıkıldık başlıklı bir cevapla, Kılıçarslan'ın eleştirdiği hemen tüm meseleleri savundu ve "titreyin ve kendinize gelin" diyerek fuatavni raconu çekti. Cemile Bayraktar topuk pasını kaçırmayarak kendi kişisel kırgınlıklarını masaya döküp tartışmayı başka bir köşeye şutladı.  Aslında Kılıçarslan'ın bu mahiyetteki yazıları yeni değil, seçimlerin hemen akabinde Küs değil kırgınız başlıklı yazısında da AKP'nin dikotomik politikalarını ve kalkınma siyasetini eleştirmiş...

Prolog 11: Hasan Usta

Resim
Hasan Usta from Mustafa Emin Büyükcoşkun on Vimeo . Hasan Usta'nın öyküsü çok spesifik bir zanaatın hikayesinin de tanıklığı. Endüstriyel koşullara üretilmesine karşın, ileri derecede ustalık ve kalifikasyon isteyen, özelleşme ve piyasalaşmayla çıraklık kurumunu yitirerek kaybolmaya yüz tutan cam üfleme ustalarından bir hikaye Hasan Usta. Onun hikayesini Süha Arın'ın Camın Teri ile beraber seyretmek, değişenin ne olduğuna bakıp, farkı birlikte anlamak gerek.