Kayıtlar

iki filim: i, daniel blake & fürûşande

Resim
Çağrı merkezleri, saçma sapan formlar, prosedürler, prospektüsler, bitmek bilmeyen online randevular, sinir bozan müşteri hizmetleri. Bir sorumsuzluk rejimi olarak kapitalizmin illet eden, süründüren, ilanihaye öldürebilen yeni yönetişim teknikleri. Yoldaş Ken'in son filmi, hikayeyi buradan yakalamayı beceriyor, ama gerisi 40 yıllık Loach sinemasının sıradan bir halkası niteliğinde ve kesinlikle iyilerinden değil. Hele palmiyelik hiç değil. Filmin metni ve içeriği güncel. Marksizmin güncelliğini tartışmaya lüzum yok. Avrupada sosyal devletin çöküşünün yarattığı derin buhranın bu aciliyeti arttıracağı da aşikar. Toplumsal bir metin olarak film bu manada da başarılı bulunabilir. Fakat bu, nihayetinde film sanatını tarttığımız ölçütlere göre vasat bir rejiyi telafiye yetmiyor. Palmiye başka, Marksizm başka. Onun için hoşuma gitse, film olarak iyi bulmadım. Bisiklet Hırsızları ya da Yılmaz Güney'vari, sınıf çelişkisini sıklıkla trajediye tahvil eden, fukaralıktan kötü yola düşen...

Otobüs

Resim
Merlin Solakhan'ın Tekerleme 'sini çıkmış, geleli henüz bir hafta olmasına rağmen içime fenalıklar getiren İstanbul'da bir anda 80'lerin başına ışınlanıvermiştim. İzzet'in metnindeki yerlicilik tartışması, solculuğun terki, dönemin ajans ortamları, Mustafa Irgat ve çok tuhaf, çok uzak bir İstanbul imajı. Çıkışta Belmin ve Haşmet'le Tünel'e doğru yürürken, filmin 2004'te gösterildiği Kinemathek Karlsruhe'nin zenginliğinden, İzzet'in modernite eleştirisinin oksidentalizmin popülist bir versiyonunda hitam bulmasına, Mustafa'yla Zümrüt'ün kayık sahnesinde denizin altına dair tasvirlerinin Orhan Pamuk'un Kara Kitap' taki Boğaz betimlemeleriyle benzerliğine ilginç bir sohbet ettik. Yakın vakitte görüşmek üzere sözleştik, ben Tünel'den Şişhane'ye indim, onlar Asmalımescit'te bizim eski çaycının sokağında gözden kayboldular. Deniz Palas'ın önünde ışıklardan karşıya geçerken duraktan çıkan 87'yi gördüm, kırmızının ...

Eşyanın Tabiatı, Kıymeti ve Hakikati Üzerine Bir Takım Şeyler

Okula yeni başladığım vakitlerde işlerimi sunduğum Kudüs'de doğup New York'ta büyümüş bir sanatçı,  Cumartesi Anneleri  üzerine yaptığım arşiv  çalışmasında  kullandığım malzeme ile seyircinin kuracağı ilişki üzerine yaklaşımımı "fetiş" olarak tavsif etmişti. Benim eşya ile kurduğum rabıtanın, taşıdığı hafızaya dair üretimimin beslendiği kod ve kaynaklarla, çağdaş sanat ortamlarında şöhreti diyarlar aşmış hocanın lügatinde indirgendiği yerin yüzyıl başındaki tartışmalatrla mahdut oluşu, anthropocene çağında bir utanç vesilesi olsa gerek. Cep telefonumun ekranı kırıldı. Daha doğrusu hem dokunmatik klavye, hem LCD ekran, hem de koruyucu yüzey olan cam paramparça oldu. Şimdi ekranda gördüğüm her imaj çatlaklara ayrılmış vaziyette. Bir deltanın denize karışan alüvyonları gibi belki. Parmağım cam yüzeyde gezinirken küçük cam kıymıkları dağılıyor. İmleci aşağı yukarı hareket ettirir, sayfalar arasında kaydırırken parmağımın bu sanal düzeyde gerçek bir kesikle imlenme i...

Vasatlıkta Eşitlenmek

Vasatlıkta Eşitlenmek " Asıl reformu kültürde yapmamız lazım, kültür ihtilaline, kültür devrimine şiddetle ihtiyacımız var. "  Recep Tayyip Erdoğan, 15.10.2016 
Ahmet İnsel, geçtiğimiz haftalarda  bir yazısında  AKP'nin İslami söylemi hegemonik bir aygıt olarak toplum mühendisliğindeki ikmalini tartışırken "Kendi elitini yetiştiremeyen Müslümanlar, vasatın tahakkümünü talep ediyorlar." ifadesini kullandı. İki yıl önce burada yazdığım " Yeni Türkiye: Vasatlığın Egemenliği " metninden epey yararlanmışa benzeyen bu kullanıma bir parça bozulmadım değil. İnsan koca profesörden bir parça daha ciddiyet beklese de İnsel'in bambaşka bir yerden tuttuğu vasatlığın giderek memleketin sahip olduğu türlü evsaf, nüans ve kıymeti umarsızca imha etmeye başlayan bir "kültür devrimi"ne dönüştüğünü söylemek mümkün. 
Geçen hafta MEB'in proje okul ilan ettiği liselerde bir sürgün furyası yaşandı. Esasen lise imtihanlarında yüksek puanla gi...

Saadet Çıkmazı / Yasemin Özcan

Resim
cumartesi günü mamoste sergiyi gezerken, ben de 28 şubatta eğitimi için ülkesini terk etmek zorunda kalmış, döndüğündeyse garip bir neoliberalizmin ortasında mimarlık pratiğini sürdürmeye çalışan, üzerine giydirilmiş kimlikle kendi tarif ettiği kimliği arasında bir macerayı bize anlatan selva gürdoğan'ı dinlemekteydim. söyleşiden sonra mamosteyle birlikte tekrar gittik, o tam göremediği işlere tekrar baktı. ben de görsellerini görüp de görmeyi beklediğim işleri seyrettim.  doğrusunu söylemek gerekirse işleri ilk gördüğümde, tasarlanmış birer obje olarak hazır nesnelerin tüketilebilirliği bende bir hafifseme eğilimi yaratmadı değil. bununla beraber adalet çay bahçesi ve herşeyi hatırlamak bir tür deliliktir beni yamulttu tabiri caizse. sergiden eve döndükten sonra da zihnimden silinmedi imajlar. geceyi, uykumu ve rüyalarımı onlarla birlikte geçirdim ve sabah kafam zonklayarak uyandım. bu maili yazabilmek için iki günün geçmesi gerekti. sergiden bana geçen son yıllarımı ...

Gayrımaddi Siyasetin Dayanılmaz Hafifliği

Resim
Okur-yazar olalı beri kendimce notlar alır, notlar düşerim. Zanaatimizi kolumuza bilezik ettikten beridir de hikayeler dinleyip hikayeler anlatmak ile meşgulüm. Kırmızı halı da gördük, altın ayılar, portakallar, palmiyeler de kucakladık şükür. Ama hiçbiri Paramaz'ın bize verdiği "Türkiye'nin batısında sıradan emekçi insanların hayatını büyüleyecek, sıradan kahramanlar çıkaracak büyük bir çıkış" ödevine bu kadar yakışır bir ödül olmadı. Sıradan bir havza işçisinin anlatılan kendi hikayesine "Bir hikayede geçmek güzel birşeymiş" diye sevinmesi kadar... Gayrı Maddi Siyasetin Dayanılmaz Hafifliği* -I- Rami’de bir ara sokakta her yanından plastik tozu, tekstil lifleri ve kaynak kıvılcımları fışkıran bir iş hanı. Genzi yakan plastik kokusu eşliğinde, gres yağında kaymamaya dikkat ederek merdivenleri tırmanıyoruz. Cayır cayır çalışan pres makinalarının gürültüsü kulakları sağır ediyor. Mütevazi bir atölye, çift kol triko makinaları, arkada bir atkı-çözgü ...

Türkiye Sinema Tarihyazımını Yeniden Düşünmek

Remake Remix Rip-Off Trailer from MONOLIT on Vimeo . Hamiş: Bu metni filmi seyrettiğim Perşembe gecesi kaleme aldım. Bitirmeye ramak kalmıştı ki bambaşka bir güne uyandık. Esasa ve işe sadık olarak yayınlamak şimdiye, yazılmakta olan tarihe nasip oldu. Tarih meselesini tekrar ve tekrar hatırda tutarak yaşamak ve üretmek içün... Türkiye sinemasının "son onbeş yıl" içerisinde geçirdiği dönüşüm, ortaya çıkan yeni anlatı içerik ve biçimleri en çok ciddi bir eleştiri ve tarihyazımı pratiğinden yoksun. Nitelik ve niceliksel gelişmenin film eleştirisi ve sinem tarihi disiplinlerine etkisinin düşük olduğunu söylemek gerek. Cem Kaya'nın neredeyse 7 yıldır çalıştığı ve aslında 2014'te Locarno'da dünya prömiyerini yapmış olan belgeselini nihayet görmek şansına eriştğimde, aklımda ilk oluşan şey bu tarihyazımı meselesi oldu. Cem, Türkiye sinemasının yazılmış tarihine çok radikal başka bir tarihyazımını öneriyor ve bunun bir örneğini cesur ve zanaatkar bir şekilde o...