Talebelik hayatımız, ilim irfan maceramız kendinden menkul değil, hep bir erek ve kavga bağlamında oldu. Dünyayı anlamak değil değiştirmek olunca mesele, insan belasını buluyor. Bulduk da. Barış, eşitlik, adalet derken hakikat arayışçılarının hikayelerini terennüm etmek nasip oldu, mamostelerimiz oldu yol yordam öğreten. BAK'ın 2012'deki açlık grevleri sürecinden beri bir parçası iken 2015'e gelindiğinde müdafii de olduk. Elhamdülillah. O yetmedi, filimcileri de kattık işine. Duble. Tanıdık tanımadık, memleketin 12 Eylül sonrasında güç bela yetiştirebildiği insan malzemesinin en rafine tabakası, adliyelerde ter dökerken bize gurbette esef etmek düştü. Tuna hocanın yargılayan savunması, bugüne kadar okuduklarım arasında en çarpıcı olan, "suç"unu kabul edip onu savunan tavrıyla ayrışan metin oldu. Bir not da buraya düşelim diye iktibas etmek istedim. Sıramızı bekliyoruz. Pişman değiliz. Buradayız. Savunacağız, yargılayacağız. 28 Şubat 2019, İstanbul 29. Ağır ...
Voshkozdneye İhanet, sadakat v e büyük insan meselesini çok çarpıcı bir şekilde tartışıyor. Bir bakıma sosyalist insan tahayyülünün anlatısı. Yer yer ultra mesiyanik, ortodoks imajlar, epey Tarkovskiyen çağrışımlar yaratıyor ki Larisa Shepitko da reyizin yakın dostu o dönem. Pek film yapamadan kaybetmiş olmamız üzücü. Anons Kuzguna yavrusu anka gelir durumu bu film için de geçerli, ama dürüst olacağım bu kadarını beklemiyordum. İyi kötü yaptığımız, çalıştığımız filmlerin çıtası bellidir. Sanırım en çok emek verdiğim, en fazla meşakkatle cebelleştiğim de bu oldu on yılda. Gördüğüm kadarıyle değmişe benziyor. Rejisi ve estetiği çok güçlü, sıkıcı gelebilecek oldukça niş hikayesine karşın son derece derli toplu ve ritimli. Ercan Kesal metnini, bir üst seviyeye çıkaran, iyi çözülmüş, doğru karar verilmiş sinematografisi bence Türkiye'de olmayan bir kara mizah örneğini, çok zor bir mesele etrafında ustaca veriyor. Bunu yaparken ne bir Genç Sivil cıvıklığında Kemalizm eleştiris...
Türkiye Kürdistan'dan Lazona'ya devasa bir taziye evi, memleketin dört bir yanında cenazeler toprağa veriliyor ve sevdiklerini, yakınlarını kaybedenler hep bir ağızdan haykırıyorlar; "Katil Erdoğan". Çok tuhaf, çok trajik. Erdoğan, Evren'in, Demirel'in, Çiller'in hatta Mustafa Kemal'in yahut Menderes'in yapmadığı neyi yapmış, başarmış olabilir ki bu sıfatı hak etsin? Daha doğrusu, insanlara ne oluyor, canları nasıl yanıyor ki Türkiye siyasi tarihinde -benim bildiğim kadarıyla- hiçbir siyasi liderin çekmediği bir öfkeyi, nefreti ve kini bünyesinde topluyor. Bunun haklılığı ve haksızlığını değil, insanların neden böyle hissettiğini, nasıl bir acının bunu doğurduğunu tartışmak niyetim. Nokta Dergisi'nde AKP'nin seçim stratejisinin tartışıldığı bir toplantının tutanağı olduğu iddia edilen bir haber yayınlandı. Eğer doğruysa bence çok da ilginç olmayan, malumun ilamı kabilinden beyanatlarla dolu, daha ziyade üç beş puan için atılabilecek ta...
Yorumlar