Kayıtlar

barışırken

Resim
ya rabbi bu coğrafyada selamet ve huzuru daim eyle uğrunca canlarıyla cehd edenleri katında makbul eyle taksiratımızı affeyle bizi yeniden ümmetin kıl amin!

''biz, ne yapsak kendimizi affettiremeyiz...''

Resim
bu memlekette acı ve zulümlere uğrayanlara karşı hissiyatımdır. fethiye çetin çok iyi ifade etmiş. fazla söze mahal yok. 

derin hasretler ülkesi

Mehmet Efe bizi yine canevimizden vurdu. Ben daha ne diyeyim... Malatya’lı bir kızdı çocuktum ilk sevdiğim sağlık memurunun kızı ilk manim ilk ezberim koluma jilet bastım yazın göreyim diye sevdiğimi demek için tükenmez kalemler öptüm ona şiirler yazıp tükettim her birini fotoroman okumakla suçladı geçti beni hiç bilmezdim fotoromanları halbuki yüreğim gırtlağımda vardım İstanbullara seneler sonra gördüm bir sıla ziyareti büyümüş memur olmuş işgal bankalarında ordu darbe yapsa diye dua edermiş hatta utandığım cizlavetler geliverdi aklıma sevdiğime hamdettim döndüm gurbet eline muhacir bir kız sevdim fakülte kapısında başında iffetiyle hunharca copladılar sınavı kaybedince ona dergi çıkardım Sezen Aksu dinleyip tekbirler getirirdik beyaz çitlerle çevrili bir ev istermiş meğer dergim toplatılırken bir memurla evlendi cebim tam takır çıktım ağır ceza önüne evlen benimle diyen bir kız kesti yolumu endamı küstürürdü kaysı ağaçlarını serdim kırık kalbimi ayakları dibine Bağdat bombalanı...

28 Mart 2006, Diyarbekir

Resim
henüz lisedeydim, öss zamanlarıydı. televizyonlarda diyabakırdaki çatışma görüntüleriyle yerimizden oynamıştık. daha taze sayılan I. AKP iktidarı ve garip bir iyimserlik havası bir anda tersine dönmüştü. başbakanın "kadın da olsa, çocuk da olsa..." diye başlayan meşhur lafının ardından 13 insan can vermişti. uğur kaymaz öleli sade iki yıl geçmişti. olayların akabinde sınava girdim, üniversiteyi kazandım. hem de olaylarından ardından "korkuyoruz ama yine de gidiyoruz" diyerek ODTÜ'lü bir grup gençle beraber yola çıkan Boğaziçi'li gençlerin üniversitesini. ben hazırlıkta okurken "boğaziçi diyarbakır'a" kampanyasının stickerları henüz duvarlardaydı. boğaziçi'ni fiilen bitirdim. diyarbakır yoluna düşen öğrencilerin çoğuyla arkadaş, yoldaş oldum. aynı tastan yedik, aynı yollarak düştük. birlikte kederlendik, birlikte güldük. ara ara rüzgar tersten esse de başbakanın kürtlere lafı da hep aynı oldu. bazen bağrına bassa da, kaşını çatıp ...

Şimdiyi ve Nasılı Konuşmak: Post-İslamcı Bir Siyasal Arayış*

İslamcılığı tanımlamak ve tartışmak oldukça zor. Belki en başta İslamcılık'tan değil, İslamcılıklardan bahsettiğimizi hatırlamakta fayda var. Bu sunumda ben İslamcılığı tartışmak yerine, bugün İslamcılık tecrübesinin bize ne önerebileceğinden bahsetmeye çalışacağım. Klasik dönem İslamcılığının Hamid gibi devletlü, Akif gibi devletsüz modellerinde de iktidar öncelikli hedef olarak kurulur. Müslüman dünyanın modernlikle beraber yaşadığı kırılma, modernleşme tecrübesinin sorunları bir iktidar meselesi doğurmuştur ve bunun çözülmesi gerekir. Hilafetin ilgası bu meseleyi derinleştirir. Ana akım İslamcılıklar bugüne kadar hep iktidar merkezli hareketler olmuşlar ve siyasal doktrinlerini de bunun üzerinde kurmuşlardır. İktidarı önceleyen tavrın adaletle ilişkisi ise her zaman sorunlu olmuştur. Dolayısıyla sosyal adaletten bahsedeceksek bu somut ilke ve ölçütlere göre belirlenmiş bir ekonomi-politik olarak değil, iktidarın çıkar ve faydasına göre tartılan bir unsur olarak algılanır. ...

Babamın Cesetleri

Babamın Cesetleri from KREK on Vimeo . Tiyatro orucumuzda iftar vakti. Berkun Oya'nın Türkiye tiyatrosunun bir tür Haneke'si olduğu düşünmeye başladım. Her oyununda aile, sınıf, insan meselesini tasfiye eden, masumiyeti yok eden, suçumuzu yüzümüze vuran bir adam. Bu cihetiyle de kıymeti büyük. Cesur ve dürüst. Babamın Cesetleri'nin hikayesi savaş fotoğrafçısı baba, yönetmen olmaya çalışan abi, makina mümessili erkek kardeş, mutsuz karısı ve zorlu bir anneden ibaret.  Yönetmenlik sancıları, bir filimi çekememiş olmak dramı haliyle bize koydu biraz. Makinacı kardeşin mülkiyet fantezileri, sahip olmak isteyip de gıpta ettikleri bu tabloyu dengeliyor. Bu adamların mutsuzlukları, cinsel ilişkileri ise ortak sayılır. Savaş fotoğrafçılığı anlatısı başarılı. Şerif Erol'un tiradı efsane. Berkun Oya iyi bir diyalog yazarı olduğu kadar monolog sanatkarı da. Savaş fotoğrafçılığıyla son yirmi yılın tüm ahlak, insanlık ve görsellik tartışmalarını da bir çırpıda tasfiye...

iki yıl önce bu vakitler

Aida Begic on the 50th Edition of La Semaine de la Critique from L.A. Alguera on Vimeo . iki yıl evvel, bu vakitlere, sarajevo'nun ilica ilçesine bağlı, otes semtinde, carapara diye bilinen, savaş sırasında yerle bir olan çorap fabrikasındayız. 50. yaşını kutlayan quanzaine'den gelen davet üzerine, aida ile beraber kısa bir video hazırlıyoruz. hava -8 °C gösteriyor fakat metruk fabrika binası, nem ve rüzgarın etkisiyle daha da soğuk. yerdeki devasa mermi deliklerine düşmeden, tek başıma geri geri yürüyüp bir yandan netliği yitirmemeye uğraşıp, bir yandan da çaktırmadan aida'ya sufle vererek kaç tekrar yaptım hatırlamıyorum. çekimi tamamladığımızda, ben de ufaktan şifayı kapmıştım. akşam ofiste kurgu yaparken ateşim 40'ı bulmuş ama fark etmedim bile. nihayet aida çakmak çakmak çakan gözlerimden şüphelenip elini alnıma koyduğunda meselenin ciddiyeti açığa çıktı. hayatımda ilk kez yumurta akıyla ateş düşürüldüğünü yine o zaman öğrendim. işte bu film, iki s...